YALAN VE HIRSIZLIK

2013-03-20 00:12:00

Çocuk eğitimi ve terbiyesinin özü, çocuklara istenen yönde bilgi, beceri ve davranış kazandırmak olduğu kadar, istenmeyen davranışları da azaltmaya veya yok etmeye çalışmaktır. Hemen hemen her çocuk, belli dönemlerde aile ve toplum tarafından hoş karşılanmayan davranışlar gösterir. Bu dönemlerde büyüklerin hatalı tutumları, bu yanlış davranışların kalıcı olmasına yol açabilir. Tırnak yeme, saç yolma, tikler, kekemelik ve çeşitli korkular, çocuklarda istenmeyen davranış ve durumlara verilebilecek örneklerdir.  Psikolojik kökenli bu davranışlar çoğunlukla çocuğa zarar verir ve tedavisi mümkündür. Örnek olarak saydığımız bu davranışlar zararlı olmakla beraber, hukuken ve dinen suç niteliği taşımazlar. Kader kurbanı mı, ana baba kurbanı mı? Ancak bazı istenmeyen davranışlar, sadece çocuğun kendisiyle sınırlı değildir. Bunlardan üzerinde hassasiyetle durulması gereken iki önemli davranış bozukluğu, yalan ve çalmadır. Anne-baba olup da, çocuğunda bu iki davranıştan en az biriyle mücadele etmek zorunda kalmayan çok az ebeveyn bulunur. Bu iki davranış genellikle birlikte görülür. Adeta birbirinin tamamlayıcısı gibidir. Çocuğun terbiyesinin, ailenin terbiyesini yansıttığı kanaatinden dolayı da anne-babaların çocuklarında bu tür davranışlar olabileceğini kabullenmeleri çok güç, hatta imkansızdır. Oysa bu tür davranış bozukluklarının dinî, ahlâki ve toplumsal kuralları aktarmakla ya da aktarmamakla pek ilgisi yoktur. Yani çocuklar yaptıklarının yanlış ve suç olduğunu bilirler. Öğretmenler ve çocuk eğitimcileri bu tür problemleri olan çocuklarla uğraşırlarken çoğu kez aileleriyle de uğraşmak zorundadır. Çünkü ailelerin hem su&cced... Devamı

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

2013-03-20 00:02:00

Dilenciler milyonerleri kıskanmazlarda, kendilerinden daha başarılı dilencileri kıskanırlar. Bertrand RUSSEL TANIM : Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. kıskançlığın içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve davranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir. NEDENLER: *Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında ana babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar. *Kardeşler arası kıskançlığın derecesi, yeni bir çocuğun doğumuyla anne babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma hoşgörüsüne bağlıdır. * Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın... Devamı

ANNE BABA TUTUMLARI VE İLETİŞİM BECERİLERİ

2013-03-19 23:40:00

BENLİK İMAJI Çocuğun benlik imajını etkileyen faktörlerden birisi anne babası diğeri ise, arkadaşlarıdır. Çocuk asıl ve en önemli desteğini anne babadan alır. Çocukların sevgi, saygı ve anlayış içinde büyütülmeleri sağlıklı kişilikler geliştirerek toplumda katılımcı ve üretken bireyler olmaları açısından çok önemlidir. AİLE İÇİ İLİŞKİLERDE DOYUM SAĞLAYABİLEN ÇOCUKLAR uyumlu bir kişilik geliştirerek toplumda olumlu ilişkiler kurup, öz saygılarını geliştirmekte ve başkalarının haklarına saygı gösterip sorumluluk almayı öğrenmektedirler. Aile ilk özdeşim modelidir. ÇOCUĞUN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ         DÖNEMLER BEDENSEL GELİŞİM ZİHİNSEL GELİŞİM PSİKOLOJİK GELİŞİM SOSYAL GELİŞİM Güvensizlik içinde yetişen çocuklarda ise ufacık bir sorun bile okul başarısızlığı, uyum güçlüğü, yalan söyleme tırnak yeme gibi sorunlar ve davranış bozuklukları ile kendini gösterebilir. Bu tür davranışlar daha sıklıkla aşırı kollayıcı ve koruyucu tutum sergileyen ailelerin çocuklarında görülebilir. OTORİTER, ELEŞTİRİCİ ANNE - BABALAR Çocukları üzerinde baskı kurarlar. Çocuklarının çabalarını göremezler. Çocuklarını dinlemezler. Sürekli eleştiren, yargılayan, suçlayan anne, babalardır. Sadece kendi kuralları, istekleri, duyguları ön plandadır. Her zaman hakimiyet anne – babadadır. Çocuk ne yaparsa yapsın hep eleştirilir, suçlanır. AŞIRI KORUYUCU ANNE - BABALAR Çocuklarına hayat tecrübesi yaşama fırsatı tanımazlar. Çocuklarının büyüdüğünü fark etmeyip bebekmiş gibi davranırlar. Çocuklarına hiçbir iş ve sorumluluk vermezler, her şeyi ... Devamı

ÇOCUKLAR NE ZAMAN YALAN SÖYLER?

2013-03-19 12:44:00

Yalan söylemeye ilişkin pek çok yazı yazılmış,bilim insanları bu konuda tezlerini ortaya koymuş, davranış bilimciler yalanı tartışmışlar, şairler yalan üzerine şiirler yazmış, “bana küçük tatlı yalanlar söyle!”diye şarkılar söylenmiş, yalandan dolayı arkadaşlıklar bozulmuş, evlilikler bitmiştir. Ruhumuzun bir savunma davranışı olan yalan söyleme, zaman zaman insanlar tarafından başvurulan durumu kurtarma yöntemi olurken, yalan söyleme davranışı her zaman anne-babaların korkulu rüyası olma gerçeğini sürdürmekte. Çocuklar neden yalan söyler? Çocuklarda hangi yaşta ifade edilen söylemleri yalan kabul ediyoruz da, hangilerine yalan etiketini yapıştırmıyoruz? Anne-babalar çocuklarının yalanlarını yakaladığında ne yapmalılar? Yalan söylemek, insanın savunma mekanizmasıdır yani bir savunma davranışıdır. Kişi iç dünyasını tehdit eden ya da tehdit etme potansiyelinde olan dış etkenlere karşın, kendisini savunmaya geçer ve tepki gösterir. Yalan söyleme davranışı da, kişinin gösterdiği tepkilerin içerisinde yer alır. Yetişkinler savunma davranışlarına çok sık başvurmazlar, ancak kendilerini çok fazla bunaltan durumlar olduğunda savunma davranışları devreye girer. Savunma davranışlarına fazla başvurulduğu zaman, kişi iç dengelerini kaybedebilir, kendi gerçekliğini ve gerçeğini yadsıyıp, görmezden gelebilir ve sonunda “davranış bozuklukları”geliştirebilir. Çocuklar için durum biraz daha farklılık gösterir. Çocuklar, biz yetişkinler gibi ara sıra değil de, daha sık savunma davranışlarına başvururlar. Çocuk iç dünyasını koruma anlamında bir yetişkin kadar donanımlı olmadığı için savunma davranışlarını daha sık ortaya koyar. Çocuğun yalana başvurması da tıpkı yetişkin insanın yalana başvurma... Devamı

ERGENLİK

2013-03-19 10:18:00

‘Ergen’ sözcüğü Batı literatüründeki ‘adolescent’ karşılığı olarak kullanılmıştır. Latince’de büyümek, olgunlaşmak anlamında kullanılan ‘adolescere’ fiilinin kökünden gelmekte olan bu sözcük, yapısı gereği bir durumu değil, bir süreci belirtmektedir; günümüzde, bireyde gözlenebilen hızlı ve sürekli bir gelişme evresi olarak da tanımlanabilmektedir. Ergenlik dönemi, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Başka bir tanıma göre ergenlik çağı, kişinin benzerliğine arama, geleceğe dönük kararlar verme ve seçimler yapma dönemidir. Ergenin gelişim ve olgunluğu genellikle devam edegelen bir süreçtir. Her bir evre kendinden önce gelene dayanmaktadır. Ortalama olarak kızların erkeklere oranla iki yıl kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle, gençlik dönemindeki yaş sınırlarında, cinsler arasında belirgin bir farklılık görülür. Aynı zamanda gençlik, çocukluktan yetişkinliğe uzanan bütün ve tek bir çağ olmakla birlikte, kendi içinde de, kesin sınırlarla ayrılmayan ancak bazı özelliklerle belirlenen evrelere sahiptir. Bunlar; -Başlangıç dönemi (kızlarda 13-15, erkeklerde 15-17), -Orta dönem (kızlarda 15-18,erkeklerde 17-19), -Son dönemdir (kızlarda 18-20, erkeklerde 19-21). Başlangıç dönemi, erinlik (buluğ) dönemi olarak da adlandırılabilir. Erinlik dönemi, cinsel organların olgunlaştıkları sırada oldukça kısa süren fizyolojik değişiklikler evresi olarak görülür. Bu evre kızlarda altı ayı biraz aşarken, erkeklerde iki yıl, hatta daha fazla sürebilir. Erinlik döneminde birey, kendi bedeninde olagelen de... Devamı

ANNE - BABALARA UYARI: “Çizgi filmlere dikkat!”

2013-03-18 13:28:00

BİZ BÜYÜDÜK, eskisi gibi çizgi film izlemiyoruz. Ama çocuklarımız, yeni çıkan çocuk kanallarıyla birlikte sabah akşam çizgi film izliyorlar. Salt çizgilerden oluşması, nedense biz büyüklerde çizgi filmlerin masum olduklarına dair bir kanaat uyandırmaya yetiyor. Televizyona bakıyoruz, çizgi filmmiş deyip geçiyoruz. Çizgi filmlerin birtakım zararları olabileceğine dair bilgimiz, yalnızca “Çizgi filmler çocuklara şiddeti öğretiyor” klişe haberleriyle sınırlı. Bu ise, işin iç yüzüne dair biraz derince bir anlayış sahibi olmadığımız için pratik yaşamda bize neyi nasıl yapmamız gerektiğine dair etraflıca fikir vermiyor. Aslında, çizgi filmlerin çocuklara yönelik olumsuz yan etkilerini sadece şiddet bağlamında konuşmak bile, meseleye ne kadar sathî yaklaşıldığının bir kanıtı. Zira, çizgi film ile şiddet davranışı arasındaki ilişkiden önce esas araştırılması gereken konu, çizgi filmlerin çocukların ruh ve his dünyalarında doğrudan ne tür etkilerde bulunduğudur. Meselâ, çocuklarımız seyrettikleri (bolca korku öğesi barındıran) çizgi filmlerden ne kadar korkuyorlar? Bu, onların belli bir yaştan sonra gelişmeye başlayan bilinçli korkularına ne gibi menfi etkilerde bulunuyor? Acaba çocuklarımızın doğuştan beri varolan karanlık korkusu ile çizgi filmlerdeki kötü karakterler onun hayal dünyasında nasıl yeni ve bilinçli korkulara dönüşüyor? Bunları bilmiyoruz. Bu konularda yeterli araştırma da yapılmıyor. Korkuyu şiddet davranışının önüne özellikle koyuyorum, çünkü çocuklar korkuyu iç dünyalarında doğrudan hissediyorlar. Oysa şiddet davranışı, çocuğun hareketlerinde gözlemlenebilen, korkuya nispetle daha dolaylı bir seb... Devamı

ÇOCUKLAR BABALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜRLER?

2013-03-18 10:33:00

5 yaşında  :  Babam her şeyi bilir. 10 yaşında:   Babam çok şeyi biliyor. 15 yaşında:   Ben de babam kadar biliyorum. 20 yaşında: Şu muhakkak ki babamın öyle pek fazla bir şey bildiği yok. 30 yaşında : Bir kere de babamın fikrini sorsam fena olmayacak. 40 yaşında:  Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor. 50 yaşında:  Babam her şeyi biliyor. 60 yaşında:  Ah, babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim! Devamı

ANNE - BABAYA BİR KAÇ TAVSİYE

2013-03-18 10:22:00

Sevginin büyükten küçüğe, saygının küçükten büyüğe yöneleceği doğru değildir. Büyüğün küçüğe göstereceği saygı, küçüğe saygılı olmayı öğretir. Çocuğa saygı demek, onun bağımsız bir varlık olduğunu kabullenmek demektir. Fazla sevgi çocuğa zarar vermez. Zararlı olan yanlış sevgidir. (aşırı sıkma, aşırı bağımlı olma) Hoşgörü, karşımızdakini istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil, kendi istediği gibi olmasına imkân vermektir. Hoşgörü ile büyüyen çocuklar, sabırlı ve hoşgörülü olmayı öğrenirler. “Kibarlık, vericilik ve dürüstlük” ancak yaşanarak öğrenilir. Çocuğunuza karşı yaptığınız bir davranışınız sizi üzüyorsa ondan özür dilemekten çekinmeyin. Çocuk anne-babanın görülen birçok özelliğini aldığı gibi, gözle görülmeyen özelliklerini de alır. Çocuğunuz bağımsız bir birey olacaktır.  Onu sizin kişiliğinizin değerlendirileceği bir karne gibi görmekten vazgeçin. Çocuklarınızın yanlışlarını değil, doğrularını yakalayın. Atalarımız “taç giyen baş akıllanır” demişler. Çocuğunuza küçük başarıları karsısında olumlu sıfatlarla yaklaşırsanız ona en büyük hazine olan, kendine güven duygusunu kazandırırsınız. Çocuğunuzun hatasını asla başkalarının yanında konuşmayın. Çocuğunuzu asla başkalarının yanında eleştirmeyin. Sık eleştirilen çocuklar içe kapanık ve güvensiz olurlar. Kavgacılık ve hırçınlık, sevimsiz ve daima öğrenilmiş özelliklerdir. Çocuğunuzda budavranışları görürseniz, aile içindeki ilişki ve örnekleri gözden geçirin. Ka... Devamı

ÇOCUĞUMA...

2013-03-18 10:14:00

Sadece bu sabah, içimden ağlamak geldiği halde yüzünü gördüğümde gülümseyeceğim. Sadece bu sabah, ne giymek istediğinin seçimini sana bırakacağım ve gülümseyerek ne kadar yakıştığını söyleyeceğim. Sadece bu sabah, çamaşırları yıkamaktan vazgeçip seninle parkta oynamaya gideceğim. Bu sabah bulaşıkları lavaboda bırakıp nasıl resim yaptığını izleyeceğim. Öğleden sonra telefonun fişini çekip bilgisayarı kapatacağım ve arka bahçede oturup seninle oyun oynayacağım. Bu öğleden sonra dondurma için çığlıklar attığında sana hiç kızmayacağım ve bir tane alacağım. Bu öğleden sonra kurabiye pişirirken bana yârdim etmene izin vereceğim ve tepende dikilip düzeltmeye çalışmayacağım. Bu gece geç saate kadar oturmana ve balkonda oturup yıldızları saymana izin vereceğim. Bu gece yanına uzanıp en sevdiğim TV programlarını bir kenara bırakacağım. Bu gece seni kollarımda tutacağım ve nasıl doğduğunu seni ne kadar çok sevdiğimi anlatacağım. Bu gece sen dua ederken parmaklarımı saçlarında dolaştırıp bana en büyük armağanı verdiği için Allah’a şükredeceğim. Kayıp çocuklarını arayan anne ve babaları düşüneceğim. Yatak odaları yerine çocuklarının mezarlarını ziyaret edenleri ve hastane odalarında donuk bakışlarla, daha fazla içlerinde tutamadıkları çığlıklarıyla hasta çocuklarını seyreden anne babaları düşüneceğim. Kimse kimseye yaşamayı öğretemez. Çocuğunuza hayatı hazır bir reçete olarak sunamazsınız. Çocuğunuzun hayat yolunu çizemezsiniz, ona ancak kendi yolunu çizebileceği bir harita verebilirsiniz.  ... Devamı

ÇOCUKLARIN KALBİNE GİRME TAKTİKLERİ

2013-03-18 10:03:00

1-Onlarla az konuşup çok anlama yoluna gidin. Anlamadan anlaşılmayı beklemeyin. Bunun yolu da etkin ve kaliteli dinlemekten geçeceğini asla unutmayın. 2-Söz verdiğiniz şeyleri muhakkak yapmaya çalışın. Onlar, asla söylenenleri unutmaz. 3-Çocuklar, işaret parmağınızı değil ayak izlerinizi takip eder. Yani hareketler sözlerden daha yüksek sesle konuşur. Yaptıklarınız, eylemleriniz sözlerden daha etkilidir. 4-Onlara dokunun, sıvazlayın, sarılın, temas kurun, Malum yüce yaratıcı kollarımızı sarılmak için yaratmıştır…Bu gün Avrupa’da bir çok doktor reçetelerine ilaç yerine sabah 3 defa ogle 3 defa aksam 3 defa sevdiklerinize çocuklarınıza sarılın diye reçete belirtiyor. 5-Neden soruları yerine, ne, nasıl sorularını sorun “Bunu neden yaptın?”, ” Neden sinirlisin?” v.b. sorular çocuklara yargılayıcı ve tehdit edici gelebilir. Bunun yerine “Ne oldu? Nasıl oldu ?” gibi sorular sorarak onların duygu ve düşüncelerini öğrenerek, kendi çözüm yollarını üretmelerine, düşünce güçlerini geliştirmelerine yardımcı olun. 6-Onları eleştirirken şahsını, kişiliğini değil; yapmış olduğu eylemi eleştirin Yani “sen aptalın tekisin yerine yapmış olduğun bu hareket doğru değildi gibi”. Överken de aynısını yapın. 7- Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Her çocuk ayrı bir dünyaya sahiptir. Ayrı ayrı yetenekleri ayrı ayrı zekâları ve ayrı ayrı ruh yapıları vardır. Bu yüzden başka insanlarla olumsuz bir şekilde kıyaslanmak bırakın çocukları büyük insanları bile üzer. 8-Hatalarını yüzüne vurmak yerine onlara yakınlık gösterin. Dünyada hatasız iki insan vardır biri ölmüştür diğeri daha doğmamıştır.Hataları yüze vurmak insana diren&cce... Devamı

OKUL ÇANTALARINA DİKKAT!

2012-09-05 00:24:00

Sağlıkçılar'dan velilere uyarı: "Okul çantaları çocukların sağlığını bozabilir". Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, okul çantalarının çocuğun ağırlığının yüzde 15’ini geçmemesi gerektiği bildirdi. Recep Akdur, ağır okul çantalarının öğrencilerin günlük yaşamlarında şiddetli bel, sırt ve omuz ağrısıyla birlikte omurga bozukluklarını da tetikleyerek, omurganın C ya da S şeklini almasına (skolyoz oluşmasına) neden olduğunu bildirdi. Sırt çantasının ve içindekilerin toplam ağırlığının çocuğun ağılığının yüzde 15’ini geçmemesi gerektiğini açıklayan Akdur, bunun da yaklaşık 12 yaşından küçük çocuklar için dört kilo, 12-15 yaş arası çocuklar için beş kilo, daha üst sınıflar için de 8 kilodan daha ağır olmamasını istedi. Akdur, çantanın uzun süre taşınmamasının önemine değindi. “Öğrenciler okula giderken kilolarca kitap ve defteri sırt çantalarında taşıyorlar. Okul çantalarının gereğinden ağır olması ve yanlış bir biçimde taşınması, omurganın C ya da S şeklini almasına (skolyoz oluşmasına) neden oluyor. Skolyoz ise boy kısalığı, akciğer kapasitesinin azalması gibi fizik sorunların yanında estetik görünüm bozukluğuna da yol açarak kişinin ruh sağlığını da bozuyor” diyen Akdur, özellikle ilköğretim 1-5 arası sınıflar okuyan öğrencilerin çantalarına çok dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti. Anne ve babaların okul çantası alırken doğru çanta seçmeye özen göstermeleri gerektiğine işaret eden Akdur, alınacak sırt çantalarının, yükü, vücudun güçlü kasları üzerinde dağıtmak üzere tasarlanmış olması gerektiğini belirtti. Akdur, &l... Devamı

OTİZM

2012-09-05 00:22:00

Otizm ilk kez 1943 yılında Amerika’lı çocuk psikiyatristi Leo Kanner’in yayınladığı bir kitapta ‘Duygusal İlişkinin Otistik Bozuklukları’ olarak tanımlanmıştır. Kanner çevreden kendini soyutlamış, garip dil gelişimleri olan veya hiç konuşmayan bir grup çocuk üzerinde çalışmış ve bu çocuklardaki temel güçlüğün doğumdan itibaren başkaları ile normal ve uygun ilişkiler kuramama olduğunu saptamıştır. İnsanlarla ilişki kurmakta zorluk çekme, ilişki kurmaya yönelik kendiliğinden başlattığı davranışların sinirli olması, aynılığı koruma isteği, iyi bir hafıza, stereotipim davranışlar, ekolalı gibi otizmin pek çok tipik özelliği o yıllarda Kanner tarafından belirlenmiştir. Ancak otizmin nedeni olarak bu çocukların anne babalarının soğuk ve mesafeli olduğu iddiasını ortaya atmıştır. Bu iddiadan sonra 20 yıl süreyle anne babalar soğuk ve mesafeli olup çocuklarının otizmine neden olmakla suçlanmıştır. O tarihten bu yana otizmin kesin olarak nedeni bulunamamıştır. Fakat başta Amerika olmak üzere dünyada bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Üzerinde durulan nokta otizmin tek bir nedene bağlı olmadığı ve çok faktörlü bir nörolojik aynı zamanda genetik kökenli bir problem olduğudur. Otizmin görülme sıklığı 250 kişide 1’dir ve otizm erkek çocuklarında kız çocuklarına göre 4 kat daha fazla görülmektedir. Otizmin Tipik Özellikleri: Sosyal İlişkiler Sosyal ilişkilerdeki problem otizmin temelini oluşturmaktadır. Otizmi olan çocuklar sosyal farkındalık geliştirmekte zorluk çekerler. Bu çocuklar göz kontağı kurmakta zorlanır ve diğer insanların duygu ve düşüncelerine karşı ilgisiz kalır. Otizmi olan çocuklar sosyal iletişimden haz almaz ve sosyal iletişimi sadece temel ihtiyaçlarını karşı... Devamı

KEKEMELİĞE HECELEYEREK ÇÖZÜM

2012-09-05 00:19:00

Hız stresi çocuklardaki kekemeliğin en önemli unsurlarındandır diyen Psikiyatrist Dr. Sümer Öztanrıöver, "Anne babalar, asla 'benim gibi konuş' dememeli çocuklarına, birlikte iken heceleyerek iletişim kurulmalı" uyarısını yaptı. Çocuklarda daha çok 6 yaşından önce ortaya çıkan; seslerin, hecelerin veya sözcüklerin sık tekrarlanması ile konuşmanın ritmik akışını bozan duraksamalar olarak tanımlanan kekemeliğe, çocuğun yanında yapılacak tüm konuşmaların hecelenerek gerçekleştirilmesi durumunda çözüm bulunabileceği bildirildi. Psikiyatrist Dr. Sümer Öztanrıöver, hızlı ve nefes nefese kalarak konuşan çocuklar, hızlı konuşan anne babaların çocukları ile ailede veya çevrede kekemeliği olan bireylerin olması durumunda 2-6 yaş arasındaki çocukların kekemelik riski altında olduklarını belirti. ARKASINDAN KOVALAR GİBİ Hız stresinin, çocuklardaki kekemeliğin en önemli unsurlarından olduğunu belirten Öztanrıöver, ''Televizyondaki çocuk programlarında yer alan karakterlerin arkalarından kovalayan varmış gibi konuşmaları hız stresini körükler ve kekemeliği artırıcı niteliktedir. Kekemelik başlayan çocukların televizyon izlemeleri kısıtlanmalı'' dedi. Öztanrıöver, çocuğun dikkat çekmek için kekelediğini düşünen ebeveynin, kızıp düzgün konuşmasını istemesinin, çocukta kekemeliğin kalıcı olmasına yol açtığını da vurguladı. KEKEMELİK AŞISI Öztanrıöver, 2-6 yaş arasındaki çocuğu olan anne ve babaların kekemeliği önlemek veya ortadan kaldırmak için ilk yapacakları şeyin kendisinin ''Kekemelik Aşısı'' olarak tanımladığı çocuğun konuşmasını düzeltmemeleri olduğunu ifade etti. Hiçbir şekilde çocuğun kon... Devamı

İKİ SAATTEN FAZLA TELEVİZYON DİKKAT DAĞITIYOR

2012-09-05 00:17:00

Çocukken günde iki saatten fazla televizyon seyretmenin, ergenlikte dikkat toplama sorununa yol açabileceği bildirildi. Yeni Zelanda'da yapılan araştırmada, çok televizyon seyreden çocuklar arasında dikkat eksikliği probleminin yüzde 40 oranında arttığı saptandı. Uzun süreli araştırma, 1972-1973 yılları arasında Yeni Zelanda'daki Dunedin'de doğan 1000 çocuk üzerinde yapıldı. Araştırmaya katılan 5-11 yaş arası çocuklar günde ortalama 2,05 saat televizyon seyrettiler. 13-15 yaş arasında ise televizyon karşısında geçirilen ortalama süre 3,1 saate çıktı. Araştırmanın yazarı Otago Üniversitesinden Carl Landhuis, iki saatten fazla televizyon seyredenlerin, özellikle de televizyon başında üç saatten fazla zaman harcayanların ileriki yaşlarda dikkat eksikliği problemi yaşadıklarının belirlendiğini bildirdi. Araştırmada, küçükken çok televizyon seyreden çocukların bu alışkanlıklarını daha sonra da devam ettirdikleri; ancak devam ettirmemiş olsalar bile bu olumsuz etkinin yine de görüleceği belirtildi. Landhuis, "Bu, çocukken televizyon seyretmenin dikkat üzerindeki etkisinin uzun sürebileceğini gösteriyor" dedi. Bunun çeşitli nedenleri olabileceğini belirten Landhuis, televizyondaki hızlı sahne değişimlerinin, henüz gelişimini tamamlamamış beyin üzerinde, gerçek hayatta olanların çocuğa sıkıcı gelmesi şeklinde etki gösterebileceğini belirtti. Landhuis, "Dolayısıyla, çocuk televizyon seyreden çocuk, okul ödevleri gibi daha sıradan ve yavaş ilerleyen görevlere karşı tahammülsüz olabiliyor" dedi. Televizyon izlemenin okuma, oyun ve spor gibi konsantrasyon gerektiren faaliyetlerin yerine geçmesinin ve televizyon seyretmenin pasif bir faaliyet olmasının, bu sorunlara yol aç... Devamı

KEKEMELİK NEDİR?

2012-09-05 00:15:00

Kekemelik terimi, sözel iletimi sıklıkla ve önemli ölçüde bozan konuşma kusurları anlamında kullanılmaktadır. Kekemeliğin en açık görülen özelliklerinden biri kelimelerin, cümlelerin ve özellikle hecelerin tekrarıdır. Tekrarlamalar özellikle çocuklarda normalde 4-5 yaşına kadar görülebilmektedir. Bu masum tekrarlarla kekemeliğin birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir. Çocuklardaki bu normal akıcılık kusurunun kekemelik haline gelmesinde, ailelerin baskısı da etkilidir. Gerilimli aile ortamları baş nedenlerden birisidir. Ayrıca beyindeki konuşma merkeziyle de ilgili olabileceği savunulmaktadır. Bazen harflerin çıkarılmasında da zorlanılabilir. Bir başka sorun da kekemelerin bütün gayretlerine rağmen hiç ses çıkaramama ile karekterize yaşanan bloklardır. Bazen bu takılmalara eşlik eden motor hareketler olabilir. Bunlar ise basit göz kırpmalardan gözde de sarsılmalara kadar varabilir. Kekemelik daha çok: Hecenin ya da kelimenin başındaki "h" sesinde görülür. Baştaki sessiz harf, sesli harften daha zor çıkarılır. Cümlenin ilk kelimesinde daha çok görülür. Uzun kelimelerde, kısa kelimelere göre daha sık görülür. Sessiz harften sesli harflere geçişlerde daha çok görülür. Kekemeliği Artıran Durumlar Telefon görüşmeleri Bir isim söylerken Önemli bir şey söylemek isterken Zaman yetersizliğinde Kekeleyen kişiyi zor anlayacağı düşünülen birileri ile konuşulduğunda Önemli bir şahıs ile konuşulduğunda Geniş bir dinleyici kitlesine konuşulduğunda Tedavi Kekemeliğin tedavisi özel eğitimle yapılmaktadır. Tek başına verilecek bir ilaç yoktur. Bazen aşırı anksiyete ve durumun oluşturduğu depresif durumları ortadan kaldırmak i&c... Devamı

ZEKİ ÇOCUK İÇİN BALIK

2012-09-05 00:14:00

Çocukların beyin gelişimi için haftada iki gün balık tüketmeleri gerekiyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Küçüködük, "Çocukların normal gelişiminin yanı sıra beyin gelişimleri için de haftada iki gün mutlaka balık tüketmeleri gerekir" dedi. Prof. Dr. Küçüködük, beslenme ile beyin gelişimi arasında yakından ilişki olduğunu söyledi. Beyin yapısının büyük kısmının yağ dokusundan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Küçüködük, çocuk beslenmesinde yağ içerikli gıdaların büyük önem arz ettiğini kaydetti. Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin sinir hücrelerinin (nöron) büyüme ve gelişmesinde son derece önemli rol üstlendiğini bildiren Prof. Dr. Küçüködük, Omega-3 yağ asitlerinin, soğuk su balıklarında bol miktarda bulunduğunu açıkladı. Balığın sağlıklı beslenmede vazgeçilmez bir gıda maddesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçüködük, özellikle çocuklara genel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi için de balık yedirilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Küçüködük, çocuklara yedinci aydan itibaren balık yedirilmesini önerdi: "Çocukların normal gelişiminin yanı sıra beyin gelişimleri için de haftada iki gün mutlaka balık tüketmeleri gerekir. Özellikle somon, uskumru, ton balığı, sardalya gibi balıklar Omega-3 yönünden oldukça zengin balıklardır. Omega-3 yağ asitlerinden DHA insan beynindeki hücrelerin yenilenmesine katkıda bulunur. Balık türüne göre Omega-3 miktarı farklılık gösterebilir. Genellikle ızgarası yapılan balıklar, Omega-3 yönünden zengin balıklar. Ülkemizde e... Devamı

OKUL FOBİSİ NASIL AŞILABİLİR?

2012-09-05 00:12:00

Okula yeni başlayan çocuğun en büyük sorunlarından biri, okul fobisi. Uzmanlara göre bunu basit bir kaç stratejiyle aşmak mümkün. Okul korkusu, “Okul çağı içindeki çocuğun okula gitmeme yönünde direnmesi, arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesi’’ olarak tanımlanıyor. Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak, okul korkusunun, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engellediğini belirterek, “Çocuk ailesinin kendisini oraya bıraktığını, almayacağını bile düşünür. O yüzden bazı çocuklarda okul fobisi gelişebiliyor. Aslında korkulan şey sadece okul değil, çocuğun güveni, kontrolü, beslenmeyi, onaylanmayı, korunmayı kaybetme korkusudur’’ diyor. Bağımlı, ilişki kuramayan, arkadaşlarıyla oyunu reddeden, anneyle ilişkisi sağlıklı organize edilememiş bir çocuğun okula başlarken sorun yaşamasının beklenebildiğine dikkat çeken Soyak, şunları söylüyor: “Bu çocuklarda ilgi ve enerji kaybı, sinirlilik, içe kapanık olma durumu, nedensiz ağlama, baş ve karın ağrılarından yakınma gözlemlenebilmektedir. Okula karşı negatif duygular beslememeleri için çocuklara, okul ile ilgili gerçekçi bilgiler verilmelidir. Okula başlama dönemi öncesinde anne, çocuğu farklı arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirebilir. Ayrıca çocuğun güven duyabileceği başka aile bireyleri kendi okul deneyimlerini çocuğa aktarabilirler.’’ Bu korkuya yakalanan çocuğa nasıl davranmalı?’’ sorusunu da Güzide Soyak şöyle yanıtlıyor; Okula gitmeyle ilgili aile bireyleri ortak tutum içinde olmalı ve çocuğun okula gitmemesine izin verilmemeli. Okul k... Devamı

OYUNCAKLI DERS ARAÇLARI BAŞARIYI OLUMSUZ ETKİLİYOR!

2012-09-05 00:05:00

Birbirinden renkli ve dikkat çekici şekilde hazırlanan oyuncaklı ders araçlarının derse intibakı engellediği ve başarıyı düşürdüğü belirtiliyor. Okulların açılmasına az bir süre kala birçok evi alışveriş telaşı sarmış durumda. Yeni eğitim dönemi için gereken kırtasiye malzemeleri ve çantalar alışveriş listesinin ilk sıralarını oluşturuyor. Özellikle okula yeni başlayan öğrenciler için otomobil, motosiklet, bebek ve hayvan figürlü kalemtıraş, Spiderman, Barbie ve Sponge Bob görünümlü matara, kalem ve çantalar alınıyor. Öğretmenler, bu tarz malzemelerin öğrencilerin derslere konsantre olmalarını engellediğini belirterek velileri "oyuncak tarzı" eğitim malzemeleri konusunda uyarıyor. Eğitimciler, velilerin daha sade ve dikkat dağıtmayan eğitim gereçleri almalarını öneriyor. Öğrencilerin ders esnasında oyuncak görüntülü malzemelerle ilgilendiğini söyleyen 13 yıllık öğretmen Ali Şahin, bu yüzden okula bu tarz malzeme ve gereçler getirmemeleri konusunda öğrenci ve velileri uyarmak zorunda kaldığını ifade ediyor. Derse intibak sıkıntısının beşinci sınıfa kadar yaşandığını belirten 9 yıllık öğretmen Remzi Yavuz da, çocukların televizyonların etkisiyle adeta hayal âleminde yaşadığına dikkat çekiyor. Öğretmenlerin endişeleri konusunda görüşlerine müracaat ettiğimiz psikolog Orhan Keskin ise çocukluk döneminin tamamının oyunla geçtiğini ifade ederek, çocukların en önemli özelliklerinin çağrışım ve benzeşim kurma yeteneği olduğunu kaydediyor. Bu tür ilgi çekecek ve başka şeyleri çağrıştıracak nesnelerin masaların üzerinde tutulması halinde dikkat dağınıklığı ve derse yoğunlaşamama gibi olayların yaşanabileceğini belirten Keskin, "Öğretm... Devamı

BAŞARILI BİR İLETİŞİMİN TEMEL KOŞULLARI

2012-09-05 00:02:00

İnsanlararası iletişim; kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Bu sürecin başarısı, bireyin yaşamındaki mutluluğun temelini oluşturur.   Başarılı bir iletişimin temel koşulları şunlardır:   1. Karşımızdaki kişilere saygı duymak, onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamı taşır. 2. Gerçekçi ve doğal davranmak, abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır. 3. İletişimin belki de en önemli ögesi empatidir. Empati, bir anlamda, dış dünyayı karşımızdakinin penceresinden görmeye çalışmaktır. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimi güçlü kılar. İletişim sadece konuşma değildir. İletişim, aynı zamanda; ·Nesöyleyeceğimizi bilmek, ·Bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına, ·Nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek, ·En iyi nasıl söyleneceği hususunda fikir yürütmek, ·Olayları basite indirgeyerek sunabilmek, ·Akıcı bir dille ve karşınızdaki kişiyle göz kontağı kurarak konuşabilmek, ·Dikkati yoğunlaştırabilmek ve karşınızdaki kişinin verilen mesajı anlayıp anlayamadığını kontrol edebilmektir.   İletişimde temel ilke kabul etme’dir. Başkalarını olduğu gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etkendir. Birey karşısındaki kişiye gerekli anlayışı gösterip, kabullenici, hoşgörülü bir ortam sağlarsa, onun kendini güven içinde hissedip, kendi özüne uygun davranışlar içine girmesine fırsat verir. Böyle bir ilişkide diğer kişi olumlu yönde değişebilir, sorunları çözmeyi öğrenebilir, ruh sağlığı iyileşebilir, daha üretici, daha yaratıcı olabilir.   Baş... Devamı

ÇOCUĞUNUZUN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİREBİLMENİN YOLLARI

2012-09-04 23:56:00

Şartsız Sevgi Göstermek Anne babanın en önemli etkileme aracı, çocuklarıyla olan ilişkisidir. Çocuğa değer veren bir ilişki, doğal olarak onun özgüvenini artırır. Koşullu sevgi çocuklarda korkular, bağımlılıklar ve özgüven sorunları doğurur. Çocuklarınızı yaptıkları şeyler yüzünden değil, kendileri oldukları için sevin. Kişi ve davranışı birbirinden farklıdır. Bir çocuğun kişiliğini onun davranışıyla karıştırmayın. Kıyaslamak reddetmektir. "Ben Dili" Kullanmak Kontrollerini kaybederek çocuklarını eleştiren anne baba, kontrolü çocuklara vermiş olur. Örneğin, 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin yatağına fırlattığı için sinirlisiniz.“ ”Sen kötü bir çocuksun!” ya da ”Yapma!” yerine, “”Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin”" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur. Dinlemeyi Öğrenmek Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir. Dinlemek, çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Çocuklarınızla aranızdaki ilişkide sahici ve içten olun. Çocuğun Duygularını Ciddiye Almak Çocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onu reddetmektense ciddiye alın. Onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Örne... Devamı

ÇOCUKLARINIZA MASAL OKURKEN BUNLARI ATLAMAYIN!

2012-09-04 23:50:00

Çocuğunuza okuyacağınız masalları seçerken bilişsel ve duygusal gelişim basamaklarını göz önünde bulundurmayı unutmamak gerekiyor. Belli yaşlarda (karanlık, canavar, hayalet gibi soyut kavram ve kahramanlardan olumsuz etkilenebileceğini unutmayın. Bu sebeple kitap seçiminde azami dikkat göstermekte fayda var. Kitabı seçtiniz! Peki ne zaman ve nasıl okumalısınız? •Masalı gün içinde keyif alacağınız zamanda ya da yatmadan önce okuyun. •Masal okurken kullanacağınız ses tonu, ifade, mimik, jest ve tavırlara dikkat edin. •Şiddet içeren kitapları okumayın. •Kitaptaki resimler üzerine konuşun; ama ilk önce çocuğunuzun fikrini alın. •Sabırla okuyun. 10 kere bile aynı kitabı okumanızı isterse, üşenmeden okumaya devam edin. •Masalı her gün okumayı alışkanlık haline getirin. •Bütün enerjinizle orada olun. Çocuklar sizin masalı sıkılarak anlattığınızı anında fark ederler. Çocuğunuz uyumak üzereyse yumuşak, hareketliyse canlı bir ses tonu kullanın. Kelimeleri ne çok yayın ne de çok hızlı okuyun. Çocuğunuzun algılama düzeyini kontrol edin. •Masal okurken "Sence bir sonraki sayfada ne olacak?", "Bu masalın sonu nasıl olabilirdi?" gibi sorularla çocuğunuzun bilişsel becerilerinin ve problem çözme yetisinin gelişmesine katkıda bulunmaya gayret edin. •Masalı okuduktan sonra, çocuğunuzun masalın bir resmini yapmasını isteyerek masalı onun gözünden görebilirsiniz. •Sadece resimlerine bakarak masalı onun anlatmasını istemek de gelişimini destekleyecek bir etkinlik olabilir. •Anne ve babaya düşen en önemli görev masalı sabırla okumak ya da anlatmaktır. •Mimiklerinizi canlı tutun. Bir tiyatro sanatçısı gibi davranmanız gerekmiyor elbette; ama ... Devamı

ANNE BABAYA ÖNERİLER

2012-09-04 23:48:00

Hayatta herkesin başkalarına ihtiyaç duyduğu dönemler vardır. Güvensizlik, yalnızlık ve mutsuzluk durumları insanı zaman, zaman rahatsız eder. Bunlara, benzer başka sorunlar da eklenebilir. Bütün bunlar bireyin hızını yavaşlatır, verimli çalışmasını engeller ve başarısına olumsuz yönde yansır. Okul çağında bu gibi durumlara sıklıkla rastlayabiliriz. Bu dönemdeki gençlerimizin arkadaşlarına ve öğretmenlerine olduğu kadar anne ve babalara da ihtiyaç vardır. Gerek ailede ve gerekse okul yaşamında sağlam bir kişilik gelişimi için en önemli unsur SEVGİ´dir. Yapılan araştırmalarda; çocuk sevdiği ya da onunla ilgilenen kişinin güvenini kaybetmemek için; onun hoşuna gidecek davranışlar sergiler, kendini yenileyerek ve o kişiyi kendine model alır. Bu nedenle; evde biz anne-babalar, okulda da öğretmenler çocuğun güvenini kazanmasına katkı sağlamak için el birliği ile hareket etmemiz gerekir. Aşağıda altın öğütler değerindeki hatırlatmaları hiç aklımızdan çıkarmayalım. - Çocuğunuzu iyi tanıyın ve ondan yapabileceği düzeyde verim bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını beklemeyin. Verimli olarak ders çalışabilmesi için çalışma ve dinlenme saatlerinin programlanması gerekmektedir. Planlı olarak çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli. Bu nedenle ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir bilgi ancak bir sonraki bilgi ile transfer edilebilirse öğrenilmiş olur. - Çocuklarınızın sınıf geçmesi tek başına önemli değildir. Önemli olan bir üst öğretim ve eğitimi kendine hazır görerek güçlü bir şekilde geçmesidir. Çocukları... Devamı

ÇOCUKLARIN BAŞARILARINDA AİLENİN ROLÜ

2012-09-04 23:46:00

Toplumun temeli olan ailenin en önemli görev ve sorumluluklarından biri, sahip olduğu çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmektir. Çocuğun eğitimi dünyaya gözlerini açtığı ailesinde başlar, daha sonra okulda devam eder. Ailelerin çocuklarına iyi bir eğitim verebilmeleri için, çocukları hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Bununla birlikte çocuklarının gelişimlerindeki sorumlulukları kabul etmeleri ve okulda verilen eğitime yardımcı olmaları da gereklidir. Ailelerin çocuklarının eğitimine katılması, çocuklarının başarılı bir yaşama geçişinde önemli olmaktadır. Bu durum eğitim sürecinin değerini arttırdığı gibi, anne-babalar akademik ve sosyal programları güçlendirecek şekilde okul personeline görüş ve bilgileriyle katkıda da bulunabilmektedirler. Anne-baba eğitime katıldığında, çocuğun uzun dönemde akademik başarı gelişimi daha yüksek düzeye ulaşabilmekte, çocuğun dikkati, okula yönelik tutumları, benlik tasarımı olumlu şekilde artmaktadır. Böylece, anne babalar da toplumsal olanaklardan, okuldan ve öğretmenlerden daha fazla yararlanabilmektedirler. Bunun yanında anne babaların çocukları ile ilişkilerinin artmasına, kendileri ve çocukları hakkında daha olumlu tutumlar geliştirmelerine de yardımcı olmaktadır. Ailenin çocuğuna olan ilgi ve desteğinin ölçüsü; çocuğun sağlığı, eğitimi, başarısı, aile hayatı ve toplumla olan ilişkilerini etkileyecek kadar önemli bir boyuta sahiptir. Bu yüzden çocukların okullarıyla ilişkileri normal bir şekilde sürdürülmeli, dersleriyle ilgilenilmeli ve ihtiyaçları zamanında karşılanmalıdır. Verimli ders çalışma konusunda çocuklara ne kadar ve nasıl yardımcı olunacağı konusunda uzmanlardan destek alınmalıdır.   Çocukların okul yaşa... Devamı

ÇOCUK NE YAŞARSA ONU ÖĞRENİR

2012-09-04 23:43:00

Eğer bir çocuk; Sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir.   Eğer bir çocuk; Alay edilip aşağılanmışsa sıkılıp utanmayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Utanç duygusuyla büyütülmüşse, kendini suçlamayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Hoşgörüyle yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir.   Eğer bir çocuk; Hakkına saygı duyularak büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Güven ortamı içinde yetiştirilmişse, inançlı olmayı öğrenir.   Eğer bir çocuk; Kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir.   Eğer bir çocuk; Aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.   Dorothy Low Nolte Devamı

HAYATI OYUNLA ÖĞRETİN

2012-09-04 22:31:00

Çocuklar hayatı büyükler gibi görmezler. Onlar için hayat sevgi ve oyun üzerine kuruludur. Oyunla eğlenir, oyunla öğrenirler. Anne ve babalar çocuklarının hemen büyüyüp koştuğunu, hayatta başarılı olduğunu görmek isterler. İlk günden ona öğrendikleri doğruları öğretmeye başlarlar. Çoğu çocuk ebeveynlerin, "yemekten önce ellerini yıkamalısın, dişlerini fırçalamalısın, oyuncaklarını toplamalısın, erken yatmalısın" direktiflerinden sıkılır ve huysuz, huzursuz bir çocuk olur. Oysa tüm bunları ona oyunla öğretirseniz, yalanın yanlışlığını bebekleriyle oynarken canlandırmasını sağlarsanız hem siz hem de çocuğunuz mutlu olur. Oyun köşesi ve giysisi olmalı Oyuncaklarını koyabileceği bir köşesi olmalıdır. Oyundan sonra toplamayı bir kural olarak bellemelidir. Çocuk oynarken üstünün kirleneceği endişesinden uzak olmalı, oyuna uygun giysiler giymelidir. Zihinsel olarak özürlü bir çocuk, yaşına değil zihinsel düzeyine uygun oyunlar oynar. Örneğin 12 yaşında bebekle oynamak gibi. Bazı yetenek gerektiren oyunları geç öğreneceklerini bilmek gerekir. Bu çocukları oyun oynamaya teşvik etmelidir. Herkes oyuna katılmalı Evdeki kardeşler, büyük anne-baba çocuğun oyununa mutlaka katılmalıdır. Bu kişiler çocuk için çok değerlidir. İnce ve kaba motor becerilerin gelişmesi için kullanılan pek çok materyal aynı zamanda birer uyum aracıdır. Bloklar, mandallar, top, ip, bez bebekler ve hayvanlar, kendi kendilerine çalabilecekleri müzik aletleri ya da yerine geçebilecek materyaller (Örneğin çocuk plastik ya da metal bir kaba kaşıkla sopayla vurarak son derece zevkli vakit geçirebilir). Oyuncakların tümü aynı anda sunulmamalı Oyuncakların tüm&... Devamı