YALAN VE HIRSIZLIK

2013-03-20 00:12:00

Çocuk eğitimi ve terbiyesinin özü, çocuklara istenen yönde bilgi, beceri ve davranış kazandırmak olduğu kadar, istenmeyen davranışları da azaltmaya veya yok etmeye çalışmaktır. Hemen hemen her çocuk, belli dönemlerde aile ve toplum tarafından hoş karşılanmayan davranışlar gösterir. Bu dönemlerde büyüklerin hatalı tutumları, bu yanlış davranışların kalıcı olmasına yol açabilir.

Tırnak yeme, saç yolma, tikler, kekemelik ve çeşitli korkular, çocuklarda istenmeyen davranış ve durumlara verilebilecek örneklerdir.

 Psikolojik kökenli bu davranışlar çoğunlukla çocuğa zarar verir ve tedavisi mümkündür. Örnek olarak saydığımız bu davranışlar zararlı olmakla beraber, hukuken ve dinen suç niteliği taşımazlar.

Kader kurbanı mı, ana baba kurbanı mı?

Ancak bazı istenmeyen davranışlar, sadece çocuğun kendisiyle sınırlı değildir. Bunlardan üzerinde hassasiyetle durulması gereken iki önemli davranış bozukluğu, yalan ve çalmadır.

Anne-baba olup da, çocuğunda bu iki davranıştan en az biriyle mücadele etmek zorunda kalmayan çok az ebeveyn bulunur. Bu iki davranış genellikle birlikte görülür. Adeta birbirinin tamamlayıcısı gibidir. Çocuğun terbiyesinin, ailenin terbiyesini yansıttığı kanaatinden dolayı da anne-babaların çocuklarında bu tür davranışlar olabileceğini kabullenmeleri çok güç, hatta imkansızdır. Oysa bu tür davranış bozukluklarının dinî, ahlâki ve toplumsal kuralları aktarmakla ya da aktarmamakla pek ilgisi yoktur. Yani çocuklar yaptıklarının yanlış ve suç olduğunu bilirler.

Öğretmenler ve çocuk eğitimcileri bu tür problemleri olan çocuklarla uğraşırlarken çoğu kez aileleriyle de uğraşmak zorundadır. Çünkü ailelerin hem suçlu çocuğu kabullenmeleri hem de kendi yanlış tutum ve davranışlarının bu sonucu doğurduğunu anlamaları oldukça güçtür. Çoğunlukla, çocuğu kader kurbanı olarak ele alırlar. İftiraya uğradığını veya kötü arkadaş teşvikiyle bu suçları işlediğini öne sürerler ve gerçek nedenlere ulaşmayı zorlaştırırlar. Anne babaların başvurduğu yaygın bir savunma türü ise çocuk terbiyesi konusunda birbirlerini kıyasıya eleştirmek ve suçlamaktır: Tüm bunlar annesinin şımartması yüzünden veya babasının baskısından dolayı olmaktadır… Oysa aile, karşılıklı ilişkiler ağından oluşan ve paylaşmaya dayalı bir kurumdur.

Her yaşın hali ayrı

Yalan ve hırsızlığın oluşumunda, çocuğun yaşına dikkat etmek gerekir. Çok küçük yaşlardaki çocukların mülkiyet hissi tam olarak gelişmemiş olabilir. Nesnelerin kendilerine mi yoksa başkalarına mı ait olduğunu ayırd edemeyebilirler. Özellikle 2-5 yaş grubunda bu tür alma veya değiştirme davranışları sıkça görülebilir. 6-7 yaşlarında, beslenme çantasında başkasına ait çatal, kaşık veya kalemliğinde kendine ait olmayan kalem silgi bulunabilir. Bu durum karşısında paniklemeye gerek yoktur. Burada yanlışlık veya çocukça bir çaresizlik söz konusu olabilir. Mesela çocuk yazı yazarken kalem sıranın altına düşebilir. Ön sıradakinin yedek kalemini kullanır ve geri vermeyi unutarak kalemliğine koyabilir. Bir başka çocuk sıranın altındaki kalemi bulup kullanabilir. Bunların gerçek hırsızlık ile ilgisi yoktur.

Yine, çok küçük yaşlardaki çocukların yalanları ve hayalleri birbirine karışır. Düşündüğü herşeyi gerçek zannedebilir. Belki de gerçeğin ne olduğunu bilmemektedir. Bunlar atma, palavra veya abartma türü yalanlardır. Yine de teşvik görüp, kalıcı hale gelmemesine dikkat edilmelidir.

Ergenlik veya buluğ çağı, hem dinen hem hukuken -indirimli de olsa- ceza ehliyetinin başladığı dönemdir. Bu yaşlar artık suçlu damgasının kalıcı olarak yerleşebileceği bir dönemdir. Önemli olan, çocuklar bu yaşlara gelmeden bu problemleri halletmektir. Bu noktada, pek çok eğitimcinin ve en önemlisi de İslâm dininin, çocuğu "temiz bir beyaz sayfa" olarak tanımladığını hatırlatalım. Onu iyiye ya da kötüye sevketmek, başta ailesi olmak üzere yakın çevresinin etkisi dahilindedir. Yalan konusunda maalesef çocuklar, daha çok yakın çevresindeki kişilerin sözde mecburiyet karşısında söylediği yalanlarla sıkça karşılaşırlar. Etkili bir eğitim metodu olan "model alma" burada arzu edilmeyen sonuçlar doğurur.

Asıl nedenler

Temel eğitim çağındaki çocukların yalan söyleme ve hırsızlık yapma nedenleri araştırıldığında iki önemli faktör ortaya çıkar: Yalan söylemenin kökeninde cezalandırılma korkusu veya ödüllendirilme arzusu ya da doyumsuzluk vardır. Çalma davranışının kökeninde ise sevgi açlığı bulunur. Bilhassa, ihtiyacı olmadığı halde çalmanın yegane nedeni sevgi eksikliğidir. Burada çalınan şeyin maddi değeri hiç önemli değildir. Çalınan eşyalar ve kimlerden çalındığı incelemeye alındığında, durum daha da netleşir.

Çalma sırasındaki heyecan ve korku da çalan kişi için çok şey ifade edebilir. Kendi kendini cezalandırma arzusu, riske atma eğilimi gibi görünen bu davranışlar, çoğu kez sonuçları itibarıyle kendi ebeveynlerine yönelik bilinç altındaki yoğun öfkenin bir ürünüdür. Onları aşağılama ve cezalandırma dürtülerini birlikte içerir. Diğer bir deyimle çocuk, anne-babasını "rezil" ederek "intikam" alır. Bu durumda ebeveynin öfke ve cezalandırma yerine “neden?” sorusunu samimiyetle kendilerine sorması gerekir.

Yakın çevreye yönelik çalma davranışı, aileler tarafından "kol kırılır yen içinde kalır” sözüne uygun olarak bastırılır. Veya dayakla geçiştirilir. Oysa kıskançlık önemli bir çalma nedenidir. Daha çok kardeşlere, arkadaşlara yöneliktir ve onlara verilen sevgiyi çalma sembolü söz konusudur.

Çocukluk döneminde "erik hırsızlığı" olarak tabir edilen, sırf heyecan olsun diye ve arkadaş grubuna uyum sürecinde, önemsiz şeylerin çalındığı bir dönem de mevcuttur. Bu tür hırsızlık zamanla kendiliğinden yok olur. Panikten, acımasızca cezalandırmaktan ve çocuğu damgalamaktan kaçınılmalıdır. Her iki davranış bozukluğunda da sonuçtan önce nedenler üzerinde düşünülmelidir. Küçük nedenler zamanında telâfi edilerek suç işleme önlenmelidir.

“Sebep, annemin dili”

Bu nahoş konuyu küçük bir halk hikâyesi ile bitirelim:

Bir anne ve bir oğul vardır. Oğlu bir şeyler çalar getirir. Annesi nerede bulduğunu sormaz bile. Zamanla oğul azılı bir hırsız ve cani haline gelir. İdam sehpasında asılacaktır. Son arzusunu sorarlar. Annesini görmek ister. Annesini getirirler. Kadın, "yavru kuzum!" diye feryat-figan etmektedir.

"Anneciğim” der hırsız; “senin o tatlı dillerine doyamadım! Son arzu olarak dilini öpmek istiyorum…“ Annesi yanaşır ve dilini uzatır. Oğul ani bir hamle ile annesinin dilini ısırır ve koparır. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise:

"O, ben küçükken bir şey çalıp getirdiğimde bana getirdiğin ne güzelmiş derdi. Bana dili ile engel olmadı. Benim bu hale gelmemin sebebi annemin dilidir." der.

Aman anneler! Dilimize dikkat edelim…

Dr. Ayşe İzci

191
0
0
Yorum Yaz